Uykusundan İnsan Tahlili – 1

Kasım 13, 2009 Emin, Yazanlar

Gazetelerin hafta sonu sayıları genelde okuyucusunu eğlendirmeye, rahatlatmaya yöneliktir. “Adam bütün hafta boyunca yorulmuş, ona-buna kızmış, sövmüş süpürmüş bari hafta sonu içini karartmayalım” diye düşünürler.

Bilmece-bulmaca, magazin ağırlıklıdır. Kimilerinde de vakit katili testler olur. Kendi başına veya eşinle, dostunla bir olup cevaplandırırsınız. Bu testler ağırlıklı olarak çok gelişmiş ülkelerde çok önceleri yayınlanmış asıllarının çevirileridir.

Bunu bilin ki “akşam eve yorgun döndünüz; rahatlamak için hangi içkiyi alırsınız” sorusunun a) Malibu b) Cin-tonik c) Scotch Viski d)Vermut
seçenekleri karşısında afallamayınız.

ve çıkan sonuca göre mesela “yatakta hangi hayvansınız” sorusuna cevap bulursunuz.

Eşinin sevgilisinin yerine soruları cevaplayıp nasıl biri ile beraber olduğunu öğrenmeye çalışanlar vardır.

Hiçbir şeyden habersiz oturma odasında maç özetlerini hatmeden bir hemcinsimiz, karısının kendisi adına cevaplandırdığı “meyvelerden hangisisiniz” isimli bir test neticesinde “karısını aldatmaya meyilli bir hıyar çıkabilir.0

Yıllarca beraber yaşadığı insanın nasıl biri olduğunu anlamak için hafta sonu yaptığı 15-20 soruluk teste bel bağlayanları bir kenara koyalım ve başlayalım.

“Bir insanı tanımak için ya alışveriş etmeli ya da yola gitmeli” demişler. Bence eksik.

Bu tanım zamanında eksik yapıldığı içindir ki bir insanımız mağdur duruma düşmüştür. Ve işte bu onun hikayesidir.

Anlatacağım olaydaki iki kişiyi ben yakından tanıyorum ama elalemin ağzına düşmesinler diye isimlerini gizli tutacağım. Fakat üzerime çok gelinirse ne olur orasını bilemem.

Ama yine de okuyucuuyku001ya yararı olsun diye bunlara sahte birer isim uydurmak gerekecek. Gözlüklüye Kanber diyelim.

Niye Kanber?

Bilmem, bir anda aklıma geliveren bir isim oldu.

Ötekine de , yani gözlüksüze Yekta diyelim.

Ne Kanber ne de Yekta isminde tanıdığım yoktur.

Kanber ile Yekta (Leyla ile Mecnun havası var bu ikilide) gençlik yıllarında tanışmışlardı. Aynı yerde çalışmışlar ve iş gereği de olsa beraber seyahat etmek durumunda kalmışlardı. En üstteki lafı alıp buraya koyalım : “Bir insanı tanımak için ya alışveriş etmeli ya da yola gitmeli”. Bu felsefeye göre bu ikisinin birbirini çok iyi tanıyor olmaları gerekirdi… Şimdilik okuyucunun aklına soru işareti koyup bu hususu atlıyoruz.

Araya yıllar giriyor, hayat her ikisini de farklı kulvarlara sürüklüyor ama Kanber ile Yekta’nın dostluğu bitmiyor. Uzun aralıklarla bile olsa görüşüp yazışmayı sürdürüyorlar. Çünkü insanın doğru bir dost bulması tamamen şans. Bunun ayırdındaki iki candan arkadaş, neler yaptıklarını, nerede yaşadıklarını sürekli paylaşıyorlar. Çok şükür, MSN diye bir şey var.

Kanber, İstanbul’da tutunamayınca Anadolu’ya geri dönmüş. Memlekette dükkan açtıktan sonra şansını biraz da güney illerinde denemeye karar vermiş ve “hayatın anlamını” orada keşfetmiş.

Yekta da kariyerine ilkin memlekette devam ettirmeyi düşünüyor ama bir süre sonra İstanbul’un çağrılarına karşı koyamayarak dönmeye karar veriyor.

Hem gözlüklü hem de bodur Kanber, kaderin kendisine gösterdiği yolu takip ederek soluğu eski Sovyet Cumhuriyetlerinden birinde alıyor. Ve birinci ayın sonunda “Oh baby do you know that word? Heaven is a place on earth” şarkısı dilinden düşmez oluyor. Tarzan’ın bile anlamakta güçlük çekeceği çeyrek yamalak (yarım yamalak bile değil) İngilizcesi ile bir anda cazibe odağı bir erkek haline geliveriyor.

Bu sırada Yekta, İstanbul’da bir iş görüşmesinden diğerine savrulmaktadır.  O kadar bilgi, görgü, diplomaya rağmen istediği gibi bir iş bulamamanın sıkıntısı ile kendini (ve birikmiş az buçuk parasını) yiyip bitirmektedir.

Kaderin savurduğu iki dost, kendi hayat gaileleri ile meşgul oldukları için bu süre zarfında birbirleri ile görüşme ve yazışma imkanı bulamamışlardır.

Yekta’nın bir işe girmesinden sonra dostlar birbirini internetten bulmayı başarıyorlar.

Kanber gittiği Eski Sovyet Cumhuriyetinde (bu memleketin adını yazsak daha kolay olacak ama) ora vatandaşı biri ile evlenmiş. Kendi işini kurmuş. Rahatı falan filan iyi.

Yekta da işinden memnun. Gelecek vaad eden bir şirkette yükseleceğinden emin. Henüz bekar ve fakat validesinin tüm baskılarına rağmen evlenme isteği yok.

“Ne yapalım, ne edelim bir araya gelip görüşelim” düşüncelerini bir türlü gerçekleştiremiyorlar. Malum, aradaki mesafe iyice uzamış.

Kanber Yekta’ya “ya abi o kadar gezdim dolaştım senin gibi arkadaşım olmadı valla” diyor. Ha keza Yekta da Kanber’e benzer sözler yazıp gönderiyor. MSN programı daha gelişmiş ve internet bağlantısı daha hızlı.

Kanber, arada eşiyle beraber birkaç kez Türkiye’ye gelip gidiyor ama İstanbul’da oyalanma fırsatları olmadığı için Yekta ile görüşemiyorlar.

Ama günlerden bir gün Kanber’in iş için İstanbul’a gelmesi gerekiyor. Sadece bir-iki günlüğüne ama olsun… İki eski arkadaşın yıllar sonra buluşup hasret gidermesi için yeter de artar bile.

-       Kalacak yer ?

-       Eee ayıp ettin abi, benim ev ne güne duruyor?

-       Rahatsızlık vermeyeyim ya sevgili Yekta,

-       Olur mu yaaa ! Hem oturur konuşuruz. İyice gideririz hasretimizi.

Neyse Kanber yurtdışından uçakla geliyor. Havaalanında Yekta karşılıyor onu. Sarılıyorlar birbirlerine yılların hasretiyle. Akşama kadar beraber gezip dolaşıyorlar. “Özlemişim abi be İstanbul’u” diyor Kanber sık sık “insanın memleketi bi başka yaa” . Ah güzel İstanbul geze geze biter mi ? Ve ah o geçmiş ama güzel hatıralar anlatmakla biter mi? Yorulunca Yekta’nın evinde alıyorlar soluğu.

devam edecek…

Popularity: 1% [?]

Paylaş:
  • Facebook
  • del.icio.us
  • Google Bookmarks
  • Twitter

Tags:

Leave a Reply